|
Evet, bu ve bunun gibi bitmek bilmeyen nice sözlere âşinayız değil mi? Hayatımız film oldu. Halbuki Allah, çoğumuzun daha yüzünden bile okuyamadığı, başucu kitabımız olması gereken Kur’an-ı Kerim’de “ Hayatı da ölümü de, hangimizin daha güzel işler yapacağını sınamak için yarattığını ” 1 söylemiyor muydu? Neyse asıl mevzuya gelelim. Aslında ben sadece Mevlid Kandilinizi kutlamak istemiştim. Önümüzdeki Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece, Sevgili Peygamberimiz’in dünyayı şereflendirişinin yıldönümüdür. “ Âlemlere rahmet olarak gönderilen”2 Sevgili Peygamberimiz, Veda Haccı’nda tüm insanlığa seslenerek; Emanete riayet etmek de, İslam Dini’nin bir şiarı değil mi? 4 O halde bizler bugün itibariyle, yine bizim menfaatimize olarak, bize tevdi edilen bu emanetlere acaba ne ölçüde sahip çıktık? Yine, Allah’ın Kitabında ve Rasülü’nün sünnetinde, faiz ve zina haram kılınmışken7 , günümüzde bir şekilde nasıl faize bulaştığımız ve artık, gayr-ı meşru ilişkiyi yadırgamayışımız acı birer gerçek değil midir? Bize bırakılan emanette bunlara, “haram”, “yaklaşmayın” denilirken, şu an sanki meşrû imiş gibi hareket edilmiyor mu? Camide bir farz namazın edası anında ya da Cuma hutbesini dinlerken, namazın veya hutbenin birazcık uzaması halinde ardı arkası gelmeyen “imalı öksürükler” mi, yoksa 90 dakika izlediğimiz halde, “çok heyecanlı, keşke uzatmalara gitse” diye bakakaldığımız maçlar mı, emanete riayetin göstergesi? Değerli Okurlar! Biz ki, Allah’ın “Son peygamberinin”10 ümmetiyiz. Ümmet-i Muhammed,en bahtiyar ümmettir. Zira Allah Teala bizi, en sevdiği insana ümmet kılmıştır. Alemlere rahmet bir peygamberin ümmeti olma nimetinin, onun hizmetinde bulunma şerefinin en büyük ikram olduğunu, asırlardır dilden dile dolaşan Mevlid-i Şerif’in yazarı Süleyman Çelebi, ne güzel dile getirmiştir: Ümmetin olduğumuz devlet yeter Kendisine yapılan onca işkenceye, çektiği nice sıkıntılara rağmen, geceler boyu secdelere kapanarak “ Ya Rabbi! Ümmetimi affet, onlar bilmiyorlar, ne olur onları affet”11 diye yalvaran ve Yüce Kitabımız’da “ Sizin sıkıntıya düşmeniz O’na çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”12 buyurulan bir peygamberin ümmetiyiz. Onun bu yakarışını karşılıksız bırakmayan Yüce Rabbisi, merhum Süleyman Çelebi’nin kaleminden doğru gönlümüze şu müjdeyi akıtmıştır: “Hak Teala’dan erişti bir nidâ Bizim üzerimize titreyen böyle bir peygambere sahip olmak için, hangimiz bir bedel ödedi? Bu bir lütuf, bir nimet, paha biçilmez bir atâ değil mi? Bu mudur şimdi, peygamberi anlamak ve anmak? Elbette ki camilere gideceğiz, mevlid-i şerifi dinleyip hisleneceğiz, hısım, akrabaya güzel dileklerimizi sunup gecelerini tebrik edeceğiz. Ama bunları yapmakla iş bitiyor mu? Allah Tealâ; Peygamberinin ağzından, bizim sadece mübarek gecelerde elimize alıp okuduğumuz Kuran’da diyor ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”13 Ve yine o Kuran’da; Allah’ın ve Peygamberi’nin neleri yasaklayıp, neleri emrettiğini, yazımın başında belirtmiştim. Hani ısrarla “yapmayın, etmeyin” denildiği halde, uyarılara aldırmayıp, işin sonunu düşünmeden yapıp ettiğimiz şeyler vardı ya! Hakezâ; “yapın, yerine getirin,bu sizin için daha hayırlıdır” buyurulduğu halde, yarım yamalak yaptığımız ya da ciddiye bile almadığımız şeyleri hatırlayın. Sevmek, vermek demektir. O da gönül vermekle başlar,can vermekle nihayet bulur. Seven, sevdiğinin yolundan gider. Seven, sevdiğinin sevdiklerini de sever. Ashab-ı Kirâm, “Anam babam sana fedâ olsun Yâ Rasülallâh!” diyebilecek kadar O’nu severlerdi. O da, beni ananızdan, babanızdan hatta kendinizden bile daha fazla sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız”15 buyurmamış mıydı ashabına? Söyleyin bakalım şimdi, biz “gerçekten” seviyor muyuz peygamberimizi? Bu soruya gerçekten,yürekten “evet” deyebilenlere imreniyorum. Ne büyük bir devlete sahip olduklarını düşündükçe gözlerim doluyor. Çünkü “Kişi, sevdiği ile beraberdir”16 ve “...Kim sünnetimi yaşatırsa beni sevmiş olur, beni seven de Cennette benimle beraberdir”17 diyor, sevgililer sevgilisi…
Gelin kardeşlerim; Peygamberimize layık olalım.O’na layık olmak; başta, O’nun bıraktığı emanete sahip çıkmakla olur. Kuran’a dönelim, Kuran’la yaşayalım. Kendimizi o hayat pınarından uzakta bırakmayalım. Zira, “Asrımız Kur’ân asrıdır”18 Peygamberimiz’i her konuda örnek alalım. O nasıl yaşadıysa, biz de öyle yaşamaya çalışalım. Her şeyimizi O’na benzetmeye çalışalım. O bizim “model” imiz olsun. O’nun ahlakı ile ahlaklanalım. Zira “O’nun ahlakı Kuran idi”19 Yüceler yücesi Rabbimiz, mübarek mevlit kandili hürmetine, bizleri kendisine layık kul, Habib-i edibi’ne layık ümmet eylesin. Kuran’ın nurlu yolunda, Rasülü’nün izinde bir hayat sürüp, bu uğurda imanla ölmeyi cümlemize nasip eylesin. Saygılarımla…
|